ercancelik
Administrator
Mega Tekniker
Çevrimiçi
Mesaj Sayısı: 108
teknik ressam
|
 |
« : 18 Nisan 2009, 15:07:21 » |
|
ÜLKEMİZDE ELEKTRİK ENERJİSİ VE NÜKLEER SANTRALLAR ELEKTRİK ENERJİSİ ÜZERİNE BAZI TEMEL KAVRAMLAR Elektrik enerjisi hem sanayinin temel girdisi olması hem de kaynaklarının kısıtlılığı nedeniyle, hem sanayileşme açısından hem de ülkede gelişmişlik göstergesi olarak önemini korumaktadır. Bu önem gözönüne alındığında elektrik enerjisi üzerine söylenecek her şey doğal olarak o ülkenin gelişmesi, sanayileşmesi ve toplumsal refahı üzerine bir şeyler söylemek anlamına gelmektedir. Elektrik enerjisi kaynakları da tıpkı diğer doğal kaynaklar ormanlar, madenler, hava, su, denizler, akarsular vb gibi toplumların ortak kültürel varlıklarıdır. Kişilerin bu ortak varlıklardan ihtiyaçları oranında yararlanabilmesi bir haktır. Kimsenin bu hakkını kullanabilmesi engellenemez. Kullanım kolaylığı, temizliği ve atık bırakmaması nedeniyle diğer enerji kaynaklarına göre elektrik enerjisi tüketiminin genel enerji tüketimi içindeki payı yıllar itibari ile artmaktadır. Şu anda dünyada genel enerji tüketimi içinde elektrik enerjisinin payı yüzde 35’in üzerindedir. Bu payın 2000’li yıllarda yüzde 40-50’ye yükselmesi beklenmektedir. Bu artış trendi elektrik enerjisinin bugün ne denli önemli olduğunu ve gelecekte de daha da önemli olacağının göstergesidir. 1970’li yıllarda dünyadaki genel ekonomik göstergelerde olduğu gibi enerjiye olan talepteki artış beklentilerin altında gerçekleşmiştir. 1973’teki petrol krizi ile başlayan süreç elektrik enerjisi üretiminde maliyetleri arttırdı. 1973’e kadar petrolün sınırsız ve ucuz olacağı gibi görünmez bir kural piyasaya hakimdi ve ancak durumun öyle olmadığı petrol krizi ile ortaya çıktı ve bu durum sanayi üretim sektörünü zorladı. Daha sonra petrol fiyatlarının düşmesine karşın petrole dayalı elektrik enerjisi üretimi riskli olarak kabul edildi ve petrole dayalı elektrik üretiminden bir kaçış yaşandı. Ancak dünyadaki otomotiv endüstrisindeki büyüme nedeniyle genel enerji tüketimi içinde petrolün payında bir azalma olmadığı gibi hızla arttı. 1973 petrol krizinin değişik olumlu etkileri de olmuştur. Bunlardan ilki elektrik enerjisi üretiminde güneş, rüzgar ve jeotermal gibi yeni seçeneklere yönelinmesi ve bu konudaki araştırma-geliştirme (AR-GE) çalışmalarının hızlanmasıdır. İkinci önemli etkisi ise enerjinin sonsuz olmadığı bu yüzden verimli kullanılması gereği ortaya çıkmıştır. Üçüncü bir etkisi de enerji kaynaklarının olabildiğince ulusal sınırlar içinden sağlanması fikrinin gelişmesidir. Dördüncü etki de diğer sanayi üretimlerinde olduğu gibi enerjinin de çevre boyutunun gündeme gelmesidir. Bütün bu etkiler birlikte değerlendirildiğinde enerjide planlama kavramı ön plana çıkmaktadır. Elektrik Enerjisinde Verimlilik Elektrik enerjisinin üretildiği anda tüketilmesi - depo edilememe özelliği vardır- gerekliliği nedeniyle elektrik enerjisi üretiminde, dağıtımında ve tüketimindeki verimlilik kavramları önem kazanmaktadır. Üretimde verimlilik, dağıtımda verimlilik ve tüketimde verimlilik ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Elektrik enerjisi -kalitesinden taviz verilmeden- olabilen en düşük maliyetle üretilmelidir. Yani teknik verimlilik kavramından olabildiğince yararlanılmalıdır. Bu kavram tamamen üretimde seçilen teknolojiyi bağlamaktadır. Son derece kritik bir seçimdir ve geriye dönüşü veya değiştirilmesi son derece pahalıdır. Dinamik verimlilik; bu kavram elektrik enerjisinin bütünüyle depo edilememe özelliğinden hareketle üretim, iletim veya dağıtımın yatırımını ihtiyaç duyulacağı zamandan geriye doğru giderek, yatırım sürelerini de dikkate alarak zamanında yapmayı gerektirir. Zamanından önce yapılmış yatırımlar, karşılığında kullanım olmadığı için karşılıksız bir yatırım olarak maliyetleri yükseltici bir etkendir. Yine ihtiyaç olduğu halde gerekli üretim yoksa, bu durum başta sanayi üretimini olmak üzere yaşamımızdaki her şeyi olumsuz etkileyecektir. Tüketimde verimlilik ise büyük oranda sanayileşmeye bağlıdır. Bu yüzden sanayi üretiminde seçilen teknolojiler son derece önemlidir. Yani çok yoğun enerji tüketen teknolojilerden az yoğun enerji tüketen teknolojilere doğru bir geçiş yapılmalıdır. (Fransa’nın kendi ülkesindeki çimento fabrikalarını tasfiye ederek başka ülkelerde çimento fabrikası alması veya kurması tamamen enerji tasarrufuna yöneliktir.) Aliağa’da sadece ark ocaklı demir çelik üretimine yönelik olarak 4.500 MVA’lık bir kurulu güç vardır. Bugün demir-çelik teknolojisindeki gelişmeler değişik ebattaki profillerin doğrudan demir-çelik fabrikasında üretilmesini olanaklı kılmaktadır. Aliağa’daki tesislerin ekonomikliği çok iyi etüd edilmelidir. Tüketimin diğer önemli boyutu da konutlar ve ticarethanelerdir. Ofis ve ev cihazlarında, aydınlatma ampullerinde az enerji tüketen teknolojiler gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu gelişmelerden yararlanılmalıdır. Elektrik Enerjisi bir Kamu Hizmetidir ve Kamu Hizmetlerinde Esas Olan Hizmetin Düzenli Sağlanmasıdır. Kamu hizmetinin ne olduğu konusunda değişik tanımlamalar vardır. Bu nedenle kamu hizmeti konusunda görüş birliği yoktur. Ancak sosyal devlet mantığı içerisinde düşünüldüğünde Anayasa Mahkemesi’nin 28.06.1995 tarih ve 1994/71E.1995/23 sayılı kararında kamu hizmeti, “ En geniş tanıma göre kamu hizmeti, devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararı ya da çıkarını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinliklerdir.” şeklinde tanımlanmaktadır. Gerek bu tanımdan gerekse kamu hizmetinin niteliğinden dolayı bu hizmet yasa ile tanımlanamaz. Yani neyin kamu hizmeti neyin değil olduğuna yasa koyarak karar verilemez. Ancak bir dizi kamu hizmetinde olduğu gibi -T.C. Anayasası’nın 2. Maddesi, T.C.’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu tanımını getirmektedir- bir kamu hizmeti olan elektrik enerjisinden bu ülkede yaşayan herkesin ihtiyacı kadar yararlanabilmesi gerekmektedir. Bu nedenle ülke içinde etkin bir dağıtım yapılması zorunludur. Elektrik enerjisinde etkinlik ülke genelinde her yerde ihtiyaç duyulduğunda elektriğin aynı kalitede ve yeterli miktarda olması anlamına gelmektedir. Yani, elektrik enerjisinde verimlilik kavramı salt bir teknik verimlilik – yani kar/zarar - esasında değil, ülke içi dengeler ve sosyal etkiler de dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması anlamına gelmektedir. Satışa Esas Elektrik Enerjisi Maliyeti Nasıl Hesaplanır? Üretim noktalarının yaygınlığı, dağıtım ağının yaygınlığı veya iletim hatlarının uzunluğu gibi etkenlerden dolayı maliyet üzerine etkileri azalsa bile, bugün dünya genelinde kabul görmüş elektrik enerjisi maliyetlerine bakıldığında; ortalama maliyetin yüzde 50’si üretimden, yüzde 20’si iletimden ve yüzde 30’u da dağıtımdan kaynaklanmaktadır. Yani üretimde, iletimde ve dağıtımda maliyetleri düşürmek için verimlilik ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Elektrik Enerjisi Üretiminde Teknoloji Seçimi Elektrik enerjisi ikincil bir enerji kaynağıdır. Yani başka enerji kaynakları kullanılarak elde edilir. Elektrik enerjisi üretimi yapılırken yaşanılan sorunlar, maliyetleri ve elektrik enerjisinin yaşamsal önemi düşünüldüğünde üretim teknolojisi seçiminde son derece dikkatli davranılması gereklidir. Çünkü yapılan yatırımlardan geriye dönüş son derece pahalıdır. Bu açıdan üretim teknolojisi ve bu teknolojilere uygun kaynaklar seçilirken aşağıdaki etkenler dikkate alınmalıdır. Seçilen teknoloji güvenli olmalıdır, Kullanılacak kaynak olabildiğince ulusal olmalıdır, Seçilen teknoloji ucuz olmalıdır, Yenilenebilir ve çevreci olmalıdır. Bu kriterler düşünüldüğünde üretimde ulusal kaynaklara dayalı bir seçimin yapılması ve başta çevresel etkiler olmak üzere diğer toplumsal maliyetlerin ve getirilerin dikkate alınması gereklidir. İlk kuruluş Maliyetlerinin Karşılaştırılması Kilovat başına kuruluş maliyetleri açısından değerlendirildiğinde aşağıdaki tablo ile karşılaşılır. Hidro Elektrik Santrallar (baraj gövdesine bağlı olarak değişir) 750 – 1.200 US$ Linyite Dayalı Termik Santrallar 1.600 US$ İthal Kömüre Dayalı Termik Santrallar 1.450 US$ Doğalgaza Dayalı Termik Santrallar 680 US$ Nükleer Santrallar 3.500 US$ Rüzgar Santrallar 1.450 US$ Petrole Dayalı Termik Santrallar 2.000 US$ Foto Voltaik Piller (Güneş Enerjisine Dayalı Santrallar (henüz rekabet edebilir bir teknoloji geliştirilmedi) Marjinal Maliyetlerin Karşılaştırılması Elektrik enerjisinde kuruluş maliyetlerinin yanısıra elektrik enerjisinin marjinal maliyeti önemlidir. Yani bir birim elektrik enerjisi üretimi için gerekli girdi miktarının maliyeti önemlidir. Dolayısıyla salt kuruluş aşamasındaki maliyetlere bakarak ucuzluk veya pahalılık değerlendirmesi yapılması doğru değildir. Marjinal maliyetler açısından değerlendirildiğinde en ucuz elektrik enerjisi üretimi hidrolik santrallardadır. İkinci en ucuz üretim ise ulusal kaynaklara dayalı linyit santrallarıdır. Daha sonra doğal gazlı santrallar, ithal kömüre dayalı santrallar, rüzgar santralları, petrole dayalı santrallar, nükleer santrallar ve fotovoltaik piller gelmektedir. Hidro Elektrik Santrallarda 0.0005 US$ Linyite Dayalı Termik Santrallarda 0.0250 US$ Doğalgaza Dayalı Termik Santrallarda 0.0300US$ İthal Kömüre Dayalı Termik Santrallarda 0.0350 US$ Rüzgar Santrallarında 0.0450 US$ Petrole Dayalı Termik Santrallarda 0.0600 US$ Nükleer Santrallarda 0.0750 US$ Fotovoltaik Piller 0.2500 US$ Üretim Kaynaklarının Ulusal Olmasının Karşılaştırılması Kaynakların ulusallığı yani kaynağın her an kullanıma hazır olması düşünüldüğünde sıralama hidrolik, rüzgar, güneş ve linyit santralları şeklinde belirlenmektedir. Seçilen Teknolojinin Güvenilirliğinin Karşılaştırılması Teknolojinin güvenilirliği sıralaması yapıldığında; hidrolik, termik teknoloji ve rüzgar santralları ilk sıraları oluşturmaktadır. Güvensizlik sıralamasında ise nükleer teknoloji ilk sırada yer almaktadır. Özellikle 1986 Çernobil faciasına kadar sorunsuz olduğu, kaza riskinin sıfır olduğu ve atık sorunu olmadığı gibi ön koşulsuz kabül edilen nükleer teknolojinin hiç de güvenli olmadığı, geçmişte çok fazla sayıda ölümlü kazaya neden olduğu ve santral çevresinde ve çalışanlarında kanser riskinin yüksek olduğu artık bilinmektedir. 1950’lerde insanlığı kurtaracağı iddiasıyla sunulan nükleer teknolojiden bugün insanlık kurtulmaya çalışmaktadır. Nükleer santrallarla ilgili bir diğer gerçeklik ise nükleer santral teknolojisi ile nükleer silah teknolojisinin paralel yürüdüğü gerçeğidir. Soğuk savaşın sona ermesi ile nükleer silah teknolojisindeki gerileme nedeniyle nükleer atıkların artık devlet tarafından alınmaması (daha önceden atıklar silah vb teknolojilerde kullanılmak üzere devlet tarafından satın alınmaktaydı), atıkların ortalıkta kalmasının saklanamaz boyuta gelmesi daha önceden gizlenen felaketin en önemli boyutunu oluşturmaktadır. Nükleer santrallardan çıkan ve yarılanma süreleri binlerce yıl olan radyoaktif atıkların güvenli bir şekilde depolanabilmesi bugün teknolojik olarak olanaklı değildir. Çevresel Açısında Karşılaştırma Etkiler Çevresel etkiler sıralamasında ise rüzgar, güneş, hidrolik, termik ve nükleer santrallar şeklinde bir sıralama oluşmaktadır. Yenilenebilir Olma Özelliği Yenilenebilir olma özelliği ise sadece hidrolik, rüzgar ve güneş için geçerlidir. ELEKTRİK ENERJİSİ PLANLAMASINDA ESAS ALINMASI GEREKEN PARAMETRELER Elektrik Enerjisi Yapısı Gereği Merkezi Planlamayı Zorunlu Kılar Elektrik enerjisi temel bir maldır ve depo edilemezliği nedeniyle üretildiği anda tüketilmek zorundadır. Bu yüzden üretiminden, iletimine ve dağıtımına kadar merkezi bir planlamayı zorunlu kılar. Merkezi planlama ihtiyacın tespiti ve buna yönelik yeni üretim merkezlerinin, yeni iletim hatlarının kurulmasının yanı sıra maliyetlerinin düşürülmesi ve tüketiciye ulaşmada gerekli teknolojik yeniliklerin yapılmasını zorunlu kılar. Yani büyümenin getirdiği ek yatırımların yanısıra yıpranmaya karşı yenileme ve yeni teknolojilere uygun alt yapıların yapılması zorunludur. Bu da ancak ve ancak merkezi bir planlama ile olanaklıdır. Elektrik Enerjisi Verimli Kullanılmalıdır Elektrik enerjisi kaynaklarının kısıtlılığı ve yeni seçeneklerin (rüzgar, güneş vb) henüz büyük ölçekte uygulanma şansının olmadığı bir dünyada (nükleer enerjiyi başta atık sorun olmak üzere bir dizi teknolojik sorunu çözemediği ve çevre ve insan sağlığı açısından taşıdığı riskler nedeniyle seçenek olarak görmezsek) tüm ülkeler enerjilerini son derece verimli kullanmak üzerine planlar yapmaktadır. Yani yoğun enerji tüketen sektörlerden az enerji tüketen sektörlere bir geçiş yapılmaktadır. Böylelikle diğer sektörlere daha ucuz ve daha fazla enerji verilmektedir. Yine gelişmiş ülkeler elektrik enerjisi ile çalışan tüm cihazlarında az enerji tüketen teknolojilere yönelmektedirler. Elektrik-Enerji Politikaları Sanayileşme Politikalarına ve Nüfus Planlamasına Bağlıdır. Sanayinin temel girdisi olması nedeniyle elektrik enerjisi üzerine söylenecek herşey ülkenin sanayileşmesi ve kalkınması üzerine bir şeyler söylemek anlamına geldiği için bu konuda atılacak adımlar bu enerjiyi tüketecek olan sanayide de paralel adımların atılması anlamına gelecektir. Ya da daha doğru bir deyişle, önce sanayide doğru bir planlama yapılmalı ve buna uygun elektrik üretim, iletim ve dağıtım planı yapılmalıdır. Yine elektrik enerjisi tüketimi nüfus artışıyla ilgilidir. Dolayısıyla yıllar itibariyle nüfus artışı ve artış trendi, nüfus planlaması dikkate alınmalıdır. Elektrik Enerjisi Büyük Ölçekli Yatırımları Gerektirir. Enerji sanayinin vazgeçilmez ve en önemli girdisi olduğundan enerjideki her çeşit dalgalanma ve kesinti sanayide maliyetlerin artmasına ve sanayi ürünlerinin dünya ölçeğinde rekabet şansının azalmasına neden olmaktadır. Yani enerjide üretim maliyetinin son derece düşük olması gerekmektedir. Enerjide maliyet düşürmenin en temel yolu da büyük ölçekli yatırımlara gidilmesidir. Yani ölçek ekonomisinden yararlanılır. Elektrik Enerjisi Tüketimi Bir Ülkenin Gelişmişlik Göstergesidir Enerjinin tüketimi diğer göstergeler yanında bir ülkenin en önemli gelişmişlik göstergelerinden birisidir. Bu göstergenin anlamlı olabilmesi için ülke genelinde bir bütünlük göstermesi gerekmektedir. Bu da ülkenin genelinde yaygın, düzenli bir iletim ve dağıtım ağının kurulmasını zorunlu kılar. Ülkenin her kesiminde okul, hastane, konut vb. zorunlu tüketim merkezleri olduğu düşünülürse, fiziki büyüklüğe bakılmaksızın elektrik enerjisinin ülkenin her kesimine aynı şekilde ulaştırılması zorunluluktur. Bu da elektrik enerjisinin temelde hizmet amaçlı bir mal olduğunun en önemli göstergesidir. Elektrik Enerjisi Dağıtımı Yapısı Gereği Rekabete Uygun Değildir. Enerji üretim, iletim ve dağıtım teknolojisinin dünyada ulaştığı boyut henüz aynı bölge içerisinde birden fazla iletim ve dağıtım şebekesi kurulmasına olanak vermemektedir. Birden fazla iletim ve dağıtım hattı tesisinin maliyeti getirisi yanında çok fazladır. Bu da elektrik enerjisi iletim ve dağıtımında rekabete açık bir yapı olmadığı anlamına gelir. İletim ve dağıtımın rekabete uygun olmaması, yani tekel olması üreticilerinde tek alıcısının bu tekel olacağı anlamına gelmektedir. Bu da üretimde bir rekabet ortamının olmadığı anlamına gelir. Elektrik Enerjisi Yapısı Gereği Kamu Tekelini Zorunlu Kılar. Elektrik enerjisi üretimi, iletimi ve dağıtımı yapısı gereği doğal bir tekeldir. Bu özellik elektrik enerjisinin bir kamu hizmeti olması gerçeğiyle birleştiğinde kamu tekelinin zorunluluğu ortaya çıkar. Elektrik Enerjisinde Ticari Karlılık Değil, Toplumsal Yarar ve Katma Değer Önemlidir Elektrik enerjisi diğer tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi ticari karlılığıyla değil toplumsal yararı ve katma değeri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. NÜKLEER ENERJİNİN TARİHSEL SÜRECİ Nükleer teknoloji, elektrik üretim teknolojilerinden birisidir. 1986 Çernobil faciasına kadar sorunsuz ve güvenli olduğu gibi bir görünmez kuralın belirlediği nükleer teknolojiyle ilgili her şeyin bir yanılsamadan ibaret olduğu anlaşıldı. Çernobil ile birlikte Pandoranın Kutusu açıldı. Sayaçsız enerji verilecek vaadleriyle 1950’lerde başlatılan nükleer enerjinin aslında soğuk savaş döneminin nükleer silahlanmasının maskesi olduğunu dünya geç de olsa anladı. Nükleer kaza ve felaketlerde Çernobil’in ilk olmadığını Çernobil kazasından sonra, son olmadığını da Eylül 1999’da Japonya’daki Takaimura’daki kazayla yaşayarak öğrendik. 1970’lerde altın çağını yaşayan ve insanlığı kurtaracağı söylenen nükleer teknolojiden insanlık bugün kurtulma mücadelesi veriyor. 1970’lerde yapılan tahminlerle sadece ABD’de 2000 yılında bin ve dünya genelinde dört bin nükleer reaktör olacağı hesaplanmışken bugün ABD’de 104 ve dünya genelinde 436 nükleer reaktör vardır. (bunların dışında 400 adet gemi ve denizaltı reaktörü ve 200 araştırma amaçlı reaktör vardır.) Dünya genelinde elektrik enerjisi içindeki nükleer enerjinin payı ise yüzde 16’dır. OECD ortalaması ise yüzde 24’tür. Yani şu anda 1970’lerde öngörülenin yüzde 10’u gerçekleşmiştir. Çernobil’den sonra ise siparişler hızla iptal edilmeye başlanmıştır. Çok yüksek bir satış öngörüsüyle işe başlayan reaktör üreticileri iptallerin peşpeşe yaşanmasıyla adeta şok yaşamışlar ve kurtuluşu demokratik tepkilerin ve kamuoyu baskısının ciddiye alınmadığı Kore, Hindistan, Pakistan, İran, Çin vb ülkelerde lobicilik faaliyetleri yürütmekte bulmuşlardır. Bu anlamda Türkiye de bu şekilde nükleer lobilerin ilgi odaklarından biri haline gelmiştir. Hatırlanacağı gibi 1995 yılında bazı gazetelerimiz durup dururken “nükleer santral kurmazsak iki yıl sonra karanlıkta kalacağız” manşetlerini atmışlardı. Bu aslında nükleer lobilerin ilk girişimiydi. Daha sonra bu manşetler her yıl tekrar eden nakaratlar halinde sürmüştür. 1995’ten 2000’e gelinirken Türkiye karanlıkta kalmamış ancak bu beceriksiz enerji bürokrasisinin gazabına uğrayarak doğalgaz nedeniyle kriz yaşamıştır. 2 Aralık 1999 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’nde BOTAŞ Eski Genel Müdürü sayın Hayrettin UZUN “…doğalgaz krizinin suni olarak yaratıldığı ve Mavi Akım Projesini başlatmaya yönelik olduğunu” belirtiyor. Eğer bu iddia doğruysa Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) bir taşla iki kuş vurmayı düşünmüştür. Bu kuşlardan birisi Mavi Akım Projesi diğeri ise Akkuyu Nükleer Santralı projesi. Hatırlanacağı gibi Akkuyu’ya Nükleer Santral kurmaya yönelik ihalenin 15 Ekim 1999’da sonlandırılacağı açıklanmıştı. O tarihlerde çok güvenli söylemiyle pekiştirilen nükleer santrala yönelik beklenmedik bir şey gerçekleşmiş ve Japonya’da Takaimura radyasyon kazası olmuştu. Bu kaza ihaleyi sonlandırmada engel olmuştur. Çünkü kamuoyunda nükleer santrallara ve radyasyona yönelik bir tepki oluşmuştur. Sayın ERSÜMER halka dört gün elektrik çilesi çektirerek kendince uygun ortamı yakalamıştır. Akşam eve geldiğinde gazı ve elektriği olmayan vatandaş “ne olursa olsun yeter ki enerjimiz olsun” noktasına gelmiştir. Ülkemiz İçin Nükleer Santral Teknik Bir Zorunluluk Değil Siyasi Bir Tercihtir. Her Siyasi Karar Gibi Siyaseten Tartışılmalıdır. Ülkemizde nükleer santralları savunmak teknik bir zorunluluk değil siyasi bir tercihtir. Çünkü; ülkemiz risksiz enerji kaynaklarının sınırlarında değildir ve 2005’te devreye gireceği söylenen Akkuyu Nükleer Santralı devreye girdiğinde de sınırlarında olmayacaktır. • Ülkemiz ekonomiklik analizi yapılmış olan 125 milyar kwh’lik hidrolik potansiyelinin sadece yüzde 30’unu kullanmaktadır. Teknik kapasitemiz ise 225 milyar kwh’tir. • Yıllık (30.00 MW) 114 milyar kwh olan linyit potansiyelimizin ise yine yüzde 20’si kullanılmaktadır. • Elektrik enerjisi olarak yararlanılabilecek jeotermal potansiyelimiz 2.450 MW yani 16 milyar kwh’tır, bunun ancak yüzde 2.97’si kullanılmaktadır. • Rüzgar potansiyelimiz ise yıllık 83 bin MW’tır. Bu ise yıllık 300 milyar kwh’lik bir kapasite demektir.Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olur verdiği projelerle 2000 yılı içinde 1.700 MW’lık kurulu güce ulaşılacaktır. Şu anda sadece pilot uygulamalar yapılmaktadır. • Dünyada en çok güneş alan ülkelerden olmamıza karşın güneş enerjisinden yararlanılamamaktadır. • Geçtiğimiz onbeş yılda daha önce gündemde olmayan doğal gaz elektrik enerjisi üretiminde ciddi bir seçenek olarak ortaya çıkmıştır. Nükleer Santrallar Söylendiği Gibi Ucuz Değildir. İlk Kuruluş Aşamasında Çok Pahalıdır. Kullanım kolaylığı, sanayide vazgeçilmezliği ve yaşamsal önemi nedeniyle, elektrik enerjisi üretiminde tüm dünyanın kabul ettiği genel ilkelerden birincisi, “elektrik enerjisinin olabildiğince ucuza üretilmesidir.” Bu açıdan bakıldığında ucuzluk sıralamasında nükleer enerji en sonda yer almaktadır. Nükleer Enerji İşletme Aşamasında da En pahalı Enerjidir. Elektrik enerjisi üretiminde ilk kuruluş maliyetlerinin yanı sıra marjinal maliyetler önemlidir. Marjinal maliyetiniz ne denli düşük olursa mal ve hizmet üretiminde rekabet gücünüz o denli artar. Bu yüzden üretimde verimliliği artırma ve olabildiğine ucuz elektrik enerjisi üretilmesi genel kabul gören bir ilkedir. ABD gibi çok yüksek teknolojiye sahip bir ülkede ortalama elektrik enerjisi maliyeti kwh başına 2.5 cent iken, ABD nükleer santrallarında ortalama elektrik enerjisi maliyeti 7.5 centtir. Avrupa nükleer santrallarında ise kwh başına ortalama maliyet 8 – 12 centtir. Diğer Kaynakların Sınırlı ve Kısa Sürede Tükeneceği, Oysa Uranyumun Bol ve Ucuz Olduğu Doğru Değildir. Dünyadaki Uranyum rezervleri 6 milyon tondur ve hiç yeni santral kurulmasa bile şu anda var olan nükleer santrallara ancak 50 yıl yetecek kapasitededir. Buna karşılık dünyanın kömür rezervi 250 yıllık, doğalgaz rezervi 100 yıllık ve petrol rezervi de 100 yıllıktır. Su, rüzgar ve güneşin ise zamana bağlı bir sınırı yoktur. “Ülkemizin 10.000 Ton Uranyumu ve 380.000 Toryumu Var Bunları Değerlendireceğiz ve Enerjide Dışa Bağımlı Kalmayacağız” demek gerçek bir kara cahilliktir. Çünkü; 10 bin ton Uranyum rezervi içinde sadece 100 ton nükleer santralda kullanılabilen Uranyum 235 vardır. Gerisi Uranyum 238’dir, ki nükleer santralda kullanılamaz. Toryum da tıpkı Uranyum 238 gibidir ve nükleer santralda kullanılamaz. Ayrıca ülkemizde Uranyumu nükleer santralda kullanmaya yönelik yakıt hazırlama teknolojisi yoktur. Yakıt işleme teknolojisine sahip bir kaç ülkeye bağlı kalınacaktır. Nükleer Teknoloji Geçmişin Teknolojisidir ve Gelişmiş Ülkelerin Gelecek Enerji Planlamasında yeri yoktur! Dünya Nükleerden Vazgeçiyor. Çünkü; Nükleer santrallar başta güvenlik ve atık sorununu çözememiş olması nedeniyle geleceğin değil geçmişin teknolojisidir. Gelecek ise geçmişin sorunlu teknolojisiyle değil geleceğin sorunsuz teknolojileriyle planlanır. Nükleer Santralların atık sorunu çözülememiştir. Atıkların güvenli bir şekilde saklanabilmesini bugünkü teknoloji çözememiştir. Çözüm diye sunulan model ise mali bir falekettir. Daha önce nükleer silah teknolojisinde kullanılması nedeniyle göze batmayan atıklar, Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle ortalıkta kalmıştır. Yarılanma süreleri binlerce yılla ölçülen radyoaktif elementleri içeren bu atıkların insana ve çevreye zarar vermeden korunabilmesi ABD bütçesinin dahi kaldıramayacağı boyuttadır. Nükleer enerjinin en yaygın olarak kullanıldığı Amerika'da, radyoaktif atık sorunu had safhalara ulaşmıştır. Toplam 45 bin depolama sahasında üç milyon metreküpten fazla yer kaplayan bu radyoaktif maddelerin depolandığı sahaların temizlenmesi için ortalama üçyüz ila beşyüz milyar dolarlık bir bütçenin ayrılması gerekmektedir ki, bu da bugüne kadar nükleer enerji santralları için yapılan harcamaya hemen hemen eşittir. Bu konu ile ilgili olarak 1990 yılına kadar ABD'de üç milyar dolar harcanmış ve 1983'ten beri yüzde 80 artan nükleer atık maliyeti ton başına üçyüz yirmibeş bin dolara çıkmıştır. Bin MW gücündeki tipik bir nükleer santralın devre dışı bırakılması işlemi sırasında ise yaklaşık onsekiz bin metreküp atık, yakıt ve malzeme ortaya çıkmakta, bu miktardaki atığın yalıtım bedelinin ise yaklaşık olarak beşyüz ila yediyüz milyon dolar arasında olacağı tahmin edilmektedir. Bin MW’lık bir nükleer santralın toplam bertaraf edilme maliyeti ise iki milyar dolardır. 1987 yılında yüksek seviyeli radyoaktif atıkların atıkların depolanması için Yucca Dağları'nda çalışmalara başlanmıştır. Toplam inşaat maliyetinin yirmi altı milyar dolar olduğu bu tesiste, sadece yer seçimi için altı milyar dolar harcanmış ve 1998'de tamamlanması planlanan sahanın açılışı 2010 yılına ertelenmiştir. 1970’lere kadar sorunsuz olduğu gibi görünmez kuralın belirlediği Nükleer Teknoloji ile ilgili ciddi tepkiler 1986 Çernobil kazası ile başlamıştır. Değişik ülkelerdeki nükleer enerjinin durumu ise aşağıdaki gibidir. ABD • Yapılan anketlerde halkın yüzde 65’I nükleere karşıdır. • Son 17 yılda hiç nükleer santral yapılmamıştır. • Çernobil’den sonra projelendirilen 128 santral iptal edilmiştir. • 1978’den beri hiç sipariş yok. İSPANYA • 56 nükleer santral planlamış ancak 8 tane yaptıktan sonra geri kalanları iptal etmiştir. • 1984’te hükümet yüksek maliyetli olduğu için projelendirilen beş santralı durdurmuştur. İTALYA • 1987’de yapılan referandumla 3 santral kapatıldı. İSVEÇ • 1980’de yapılan referandumla 2010 yılından sonra nükleer santrallar tasfiye edilecek. İNGİLTERE • Çernobil’den sonra yapımı süren üç santral iptal edilmiştir. İSVİÇRE • 15 yıldır hiç nükleer santral yapılmıyor. • 1990’da yapılan referandumla 2000 yılına kadar tüm nükleer program askıya alındı. ALMANYA • Yapılan kamuoyu yoklamalarında halkın yüzde 69’u nükleer santrala karşı. • 1986’dan sonra dört santral kapatıldı. Planlanan bir santraldan da vazgeçildi. AVUSTURYA • Tamamlanmış olan nükleer santralları çalıştırmıyor. FİLİPİNLER • Tamamlanmış olan nükleer santralları çalıştırmıyor. AVUSTRALYA, İZLANDA, İRLANDA, DANİMARKA, NORVEÇ, PORTEKİZ ve YENİ ZELANDA • Kesinlikle anti nükleer politika uygulanıyor. Böylesi bir tablo içinde işsiz kalan nükleer santral yapımcıları kamuoyu baskısının ve demokratik tepkilerin ciddiye alınmadığı ikinci kuşak ülkelere yönelerek mali krizlerini aşmak istiyorlar. Ülkemizde Elektrik Enerjisi Göstergeleri Ülkemizde ilk elektrik enerjisi santralı 1902 yılında Tarsus’ta kurulan 2 kilowatt (kW) gücündeki su değirmeni ile çalışan dinamodur. 1923 yılında Cumhuriyet’in kurulduğu yıldaki kurulu gücümüz 33 Megawatt (MW) ve toplam elektrik enerjisi üretimi de 45 milyon kwh’tır. TEK kurulana kadar düzenli ve güvenilir istatistik yoktur. 1970 yılından sonraki veriler aşağıdadır Yıllar Kurulu Güç Puant Kurulu Güç/ Puant Oranı (MW) (MW) 1970 2.234 1.539 1.45 1975 4.186 2.872 1.45 1980 5.118 3.947 1.29 1985 9.119 5.758 1.58 1990 16.315 9.056 1.46 1991 17.206 9.903 1.74 1992 18.713 10.986 1.70 1993 20.335 11.852 1.71 1994 20.857 12.495 1.67 1995 20.951 13.876 1.50 1996 21.246 14.164 1.50 1997 21.889 16.230 1.35 1998 24.680 17.500 1.41 1999 26.292 18.000 1.46 Kaynak: TEK, TEAŞ ve TEDAŞ istatistikleri. Yıllar Brüt Üretim Brüt Tüketim (Milyar kwh) (Milyar kwh) 1970 8.60 8.60 1975 15.70 15.70 1980 23.30 24.60 1985 34.20 36.30 1990 57.00 56.30 1991 60.20 60.50 1992 67.30 67.20 1993 73.80 73.40 1994 78.30 77.80 1995 86.20 85.50 1996 94.90 94.80 1997 104.30 106.50 1998 112.20 115.10 1999 115.00 119.00 Kaynak: TEK, TEAŞ ve TEDAŞ istatistikleri. Ülkemizde Üretim ve Tüketim Verileri 31.12.1998 tarihi itibarı ile 1998 yılı net tüketim verileri aşağıdadır. TEAŞ Üretimi: 78.580.900.000 kwh ÇEAŞ Üretimi: 1.769.500.000 kwh KEPEZ Üretimi: 529.700.000 kwh Özel Şirket Üretimi: 2.517.100.000 kwh Otoprodüktör Üretimi: 10.131.300.000 kwh TEAŞ Bağlı Ortaklıklar Üretimi: 17.022.400.000 kwh Dış Satım: - 298.200.000 kwh Dış Alım: 3.298.500.000 kwh Brüt Üretim ve Dışarıdan Alınan: 114.022.700.000 kwh İç Kayıplar: 3.666.238.232 kwh
|